Category Archives: Vietnam

Halong Bay, Vietnam

Our three days tour through the breathtaking scenery of Halong Bay, in northern Vietnam, was one of my travel highlights. I tried to capture its beauty in pictures.
——
Üç günlük Halong Bay (kuzey Vietnam) turumuz şimdiye kadar yaşadığım en güzel şeylerden biriydi. Buranin güzelliğini bol bol resim çekerek ‘yakalamaya’ çalıştım.

image

image

image
A cave in Halong Bay

image

image
Freedom Island

image

image
Best volleyball field ever 🙂
image
Sunset at Freedom Island

PS: For the first time in my life, I saw the sea glowing in a neon blue/white light at night. I don’t have a photo of this, but it was indescribably magical [and the magician was some kind of plankton 😉 ].
—–
Hayatımda ilk defa gece denizi bir mavi/beyaz ışıkla parladığını gördüm. Bunun resmini çekemedim malesef, ama gerçekten çok büyüleyici bir manzaradi [büyücüde değişik bir deniz yosun/plankton türüdü 😉 ].

Meeting the local hill tribes in Sapa…

Sapa is a little town surrounded by very impressive mountain landscapes, and doubtlessly one of the most interesting and most beautiful places I’ve ever been to.

image

image

image

image

What makes Sapa so special are the encounters with the local people.

image

See all these ladies running? This is what happens when a tourist bus arrives in Sapa. They all offer you to show you their villages or ask you to stay with them for one or two nights for a fair price. (By the way, their English language skills are pretty impressive.)
This is how we met Mama Chu.

Mama Chu was very friendly, told us some interesting facts about Sapa and walked us to our hostel (as we had asked her for directions), without expecting anything back from us. As we truly enjoyed the conversation, we decided to take a 4-hour walk with her to her village the next day.

Unfortunately, the weather wasn’t great. There was no rain, but it was very very foggy. So, we couldn’t actually enjoy the beautiful landscapes, as the visibility was highly limited.

image
Mama Chu

image

But we learned a lot about Mama Chu’s daily life, about her culture, and also about the other hill tribes:
There exist eight different hill tribes that live in and around Sapa. Interestingly, they all speak different languages, and no or only little Vietnamese. (Their children learn Vietnamese in school though.) The hill tribe peoples’ clothing looks pretty similar, yet the different colors of their hats or skirts indicate their tribal affiliations. In general, the tribe women are ‘responsible for the tourists’, while the men work on fields. Tourism is a huge source of income in Sapa – on the one hand. On the other hand, we saw many little girls selling souvenirs (probably instead of going to school), which is definitely a downside of tourism and something to think about. Also, over the years, many hill tribe women have become crafty salespersons who can have pretty aggressive sales techniques, which may in turn lead to bad experiences as a tourist.

The hill tribes live in very basic wood houses which often consist of one big, single room where every corner has a different function. For instance, in one corner there is a fireplace for cooking, in another there are mattresses for sleeping, and so on. The shower tank and the toilet are outside. First I felt bad somehow. For me all this was … let’s say ‘veeeeery basic’. But walking through the villages, I saw so much happiness. I realized once again that money and luxury doesn’t make happy, happiness is something you cannot buy!

____________

Sapa çok etkileyici dağ manzaraları ile çevrili bir kasaba, ve kuşkusuz gittiğim en ilginç ve en güzel yerlerden biri. Bu ilginçliğini ve güzelliğini Sapa en çokta yerel dağ halkına borçlu bence.

Üstteki resimde koşan bayanları gördünüz mü? Bu bir turist otobüsü Sapa’ya geldiğinde görülen tipik bir manzara. Kadınların her biri turistlere köylerini gösterme teklifi eder, veya bir gece evlerinde kalmaya davet eder (birazcık para karşılığında). Bu arada, bayanların İngilizce dil becerileride oldukça etkileyicidir. Bu ortamda Anne Chu’la tanıştık.

Anne Chu’ya otelimiz nerde olduğunu sorduk, ve bizden karşılığında hiçbir şey beklemeden, yirmi dakika yürüyerek otelimizin yolunu gösterdi bize. Yol boyunca çok güzel sohbetler ettik, ve ertesi gün Anne Chu’nun köyünü ziyaret etmeye karar verdik. Sabah saat 9’da Anne Chu’la otelimizin önünde buluştuk ve 5 saatlik bir yürüyüşe başladık.

Ne yazık ki, hava hiç güzel değildi. Yağmur yoktu, ama etraf acayip sislidi. Yani o güzelim manzaraların tadını pek çıkaramadık.

Bunun yerine Anne Chu’nun günlük hayatı, kültürü, ve diger dağ halkları hakkında çok şeyler öğrendik:
Sapa’da tam 8 farklı dağ halkı yaşıyor. Hepsi farklı diller konuşuyor, ve Vietnamca hiç veya çok az biliyorlar. Çok ilginç değilmi?! (Ama artik çoğu köylerde okullar açılmış, ve çocuklar okulda Vietnamca öğrenebiliyor.) Dağ halkının kıyafetleri birbirine çok benziyor, ancak değişik renkli şapkalari / başörtüleriyle ve etekleriyle hangi köyün halkı olduklarını belli ediyorlar. Genelde, kadınlar turistlerle ilgilenirler, erkeklerde tarlalarda çalışmaya gider. Turizm Sapa’nin en büyük gelir kaynağıdır, bir yandan. Diğer (kötü) yandan, okula gitmek yerine hediye eşya satan birçok küçük kızlarla karşılaştık.

Dağ halkı ahşap, tek odalı evlerde yaşıyor. Odanın bir köşesinde yemek pişirmek için bir şömine vardır, diğer köşesinde uyumak için minderler vardır, vesaire vesaire. Duş tankı ve tuvalet dışarıdadır. Bunları görünce kötü hissettim ilk önce. Ne kadar yoksul insanlar dedim kendi kendime. Ama sonra, köylerini gezerken, insanların yüzünde ve gözlerinde gördüğüm tek şey mutluluk oldu. Bir kez daha para ve lüks mutlu etmediğini, ve mutluluk satın alınamayan bir şey olduğunu fark ettim!

A mysterious meeting in the park in Ho Chi Minh City…

We were walking through the park in Ho Chi Minh City when a black-dressed young man in his twenties with a (note)book under his arm approached us. To be honest, my first thought was ‘Oh no! A member of a sect doing missionary work…’ It was just after seven in the evening and the park was filled with people: There were children running around, groups of women doing some kind of (funny) aerobic training, men playing “Jianzi”, couples waltzing to interesting Asian music, … a great atmosphere. ‘Probably a good place for some missionary work’, I thought.

The guy was very friendly and seemed very interested in us. He asked where we were from, what our occupations in our home countries were, whether we liked seafood, how our home country was different to Vietnam, how it felt like to fly in a plane, and so on. After maybe three minutes of talking, we still had no clue what this guy wanted from us and suddenly, we found ourselves encircled by around ten other young people. They were all asking the same or similar questions, and each one of them seemed so eager to talk to us.

‘Ok now, these people don’t look like missionaries any more…’ I thought, discarding my initial idea. I was getting more and more confused when finally one of them introduced himself with these words:
“Hello, I am Dinh, and I study IT here in Ho Chi Minh. I come to the park almost every day to meet and talk to foreigners, and to practice my English skills with them. It’s a great opportunity for us, it’s free and it’s fun!”

Suddenly everything made sense, and was pretty simple: we were encircled by Vietnamese students who were looking for opportunities to talk in English and to get know other cultures. Knowing this, we had a very interesting, three hours long conversation with these lovely people and learnt so much about Vietnam and its culture, about student life in Ho Chi Minh City, about what young people in Vietnam dream of, and so much more.

If you’re in Ho Chi Minh City, definitely take a walk around the park in District 1 in the evening. You’ll learn so much about Vietnam! 😉

image

– Ho Chi Minh parkinda ilginç bir buluşma –

Ho Chi Minh City parkından geçiyorduk, bize birden yirmili yaşlarında, siyah giyimli genç bir adam yaklaştı. Kolunun altında bir kitap vardı birde. Dürüst olmak gerekirse, ilk düşüncem şu oldu: ‘Oh hayır! Bu çocuk kesin bir mezhebin üyesi, ve dinini yaymaya çalışanlardan…’

Saat akşam yediyi daha yeni geçmişti ve park insanlarla doluydu: ileriye geriye koşturup duran çocuklar, (komik) aerobik antrenmanı yapan kadın grupları, “Jianzi” oynayan erkekler, ilginç Asya müziğine vals dans eden çiftler, … harika bir atmosfer vardı parkta. ‘Dinini yaymak için ideal bir yerdir burası muhtemelen”, diye düşündüm.

Çocuk çok güleryüzlüdü ve bize sorular sormaya başladı: Nerden geliyorsunuz? Öğrenci misiniz? Vietnam sizin kendi ülkenizden çokmu farklı? Uçağa binmek nasıl bir duygu? Deniz ürünlerini severmisiniz? Vesaire vesaire. Biz hala durumu çözememişken, baktık birden etrafımızda ondan fazla genç insan toplanmış. Hepsi aynı veya benzer soruları soruyordu, ve her biri bizimle konuşmaya çok istekli görünüyordu.

‘Yanlış düşünmüşüm. Bu gençler hiç mezhep insanları gibi görünmüyor’, diye aklımdan geçti. Kafamiz tam karışmışken, kendini böyle tanıtarak, çocukların biri durumu açıklığa çıkardı: “Merhaba, adım Dinh. Ho Chi Minh Üniversitesinde bilgisayar mühendisliği okuyorum. Hemen hemen her akşam yabancılarla tanışmak ve ingilizcemi geliştirmek icin parka geliyorum. Bu bizim için büyük bir fırsat. Böylece ingilizce öğrenmek hem bedava, hem çok zevkli.”

Bu sözleri duydukdan sonra ingilizce öğrenmek ve yeni kültürleri tanımak isteyen öğrencilerle çevrili olduğumuzu anladık. Bu güzel insanlarla nerdeyse üç saat süren bir konuşmaya daldik. Öğrenciler bize rüyalarını anlattılar, Vietnam’da yaşam koşulları hakkında konuştuk, Ho Chi Minh City gibi büyük bir şehirde okumanın zorluklarını ve güzelliklerini anlattılar bize, ve çok daha fazlası.

Ho Chi Minh City’ye yolunuz düşerse, kesinlikle parka uğramadan geçmeyin. Burada öğrencilerle konuşarak Vietnam hakkında çok çok şey öğrenebilirsiniz. 😉

One hour, five continents :)

Red soil – just like in Australia …        |         Kırmızı topraklar – tıpkı Avustralya’da gibi ….

image

image

The deep blue sea – just like in the Mediterranean Region …         |          Masmavi deniz – tıpkı Akdeniz Bölgesinde gibi …

image

image

A desert – just like in Dubai …           |           Çöl – tıpkı Dubai’de gibi …

image

Herds of animals – just like in Africa …           |           Hayvan sürüleri – tıpkı Afrika’da gibi …

image

Idyllic seascapes – just like in Europe …          |          Sakin göl manzaraları – tıpkı Avrupa’da gibi …

image

Palm trees – just like in tropical countries …           |            Palmiye ağaçları – tıpkı tropik ülkelerde gibi …

image

It’s INCREDIBLE but all these places are not even one hour apart from each other (by scooter)! Mui Ne in Vietnam is a place which enchants its visitors with its spectacular nature! A must-see in Vietnam!

———

INANILMAZ, ama üstteki yerlerin aralarında bir saat bile ara yok (mobiletle)! Mui Ne, Vietnam, muhteşem doğasıyla insanı büyülüyor gerçekden. Eğer yakınlarında bulunuyorsanız, kesinlikle gidip görmek lazım!