I love Bali

Bali, the “Island of Gods”, is doubtlessly the most famous island of Indonesia. As soon as you step out of the airport, its unique culture and its special flair captivates you.
Indonesia is a country with a mainly Muslim population, however more than 80 percent of the Balinese are Hindu.
Therefore, the daily life in Bali is highly influenced by Hinduism.
——-
“Tanrıların adası” Bali kuşkusuz Endonezya’nın en tanınmış adasıdır. Havaalanından dışarı adım attığın an, Bali’nin eşsiz kültürü ve enteresan havası insanı büyülüyor. Endonezya çoğunlukla Müslüman bir nüfusa sahip, ancak Bali’de yaşayan insanların yüzde 80’i Hindu.
Bu nedenle, Bali’de günlük yaşam Hinduizm inançının geleneklerine çok bağlıdır.

image

image

The “offerings” which you can see in front of every house on the sidewalk, in restaurants, on the beach, in hotels – basically everywhere in Bali – are the most visible example for Hindu culture. In tiny baskets the Balinese offer to their Gods different kinds of things, like rice, flowers, cigarettes, biscuits, … – three times a day. This is a way of showing gratitude and giving the Gods back what they have given to them.
——-
Hindu kültürünün en görünen örneği, kapı, restoran, veya otel önüne, kaldırıma yerleştirilmiş olan “tekliflerdir”. Minik sepetler içinde Bali’liler tanrılarına pirinç, çiçekler, sigara, bisküvi, … evde ne varsa, teklif ederler ve bu sepetleri günde üç kere tazelerler. Bunu yaparak tanrılara teşekkür ve şükür ederler, ve onların sayesinde sahip oldukları şeylerin birazını onlara geri verirler.

image

I still haven’t figured out how this is possible, but sometimes you walk around in Bali, and whole streets smell like massage oil and flowers. It’s amazing! Oh, before I forget to mention it: Bali is home to incredibly beautiful flowers.
——-
Ben hala bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamadım, ama bazen Bali’de dolaşırken uzun sokaklar bile naneli masaj yağı ve çiçek gibi kokar. Harika gerçekten! Ah, unutmadan söyleyeyim: Bali’de inanılmaz güzel çiçek türleri bulunur.

image

image

Furthermore, Bali is famous for its traditional music and dances. We had the opportunity to watch the “Kecak Dance”, also called “Monkey Dance”, which is a kind of musical theater. Around 100 men sit in a circle and tell a story with a special chant.
——-
Bali ayrıca geleneksel müziği ve dansları ile ünlüdür. Biz bir müzikal tiyatro olan “Kecak Dansını”, izledik – “Maymunlar Dansıda” deniyor bu dansa. Yaklaşık 100 erkek, bir daire oluşturup değişik sesler çıkararak bir hikaye anlatıyor. Çok enteresan bir gösteri!

image

One last interesting fact about Bali: Do you know what the Nyepi Day is?
It’s the day of the Balinese Hindu New Year. However, the Nyepi Day is highly different to our New Year’s celebrations. On Nyepi Day no one is allowed to speak, absolute silence is required from everyone; nobody works – so everything is closed; all daily routine stops; no lights are turned on at night; the streets are empty, as no one is allowed to step outside his/her home – tourists included. On this very special day, the Balinese try to achieve inner purity and self-reflection through meditation. Also, it is believed that evil spirits leave Bali on Nyepi Day until the next year, as they are fooled by the Balinese into thinking that nobody actually lives on Bali. We missed the Nyepi Day, but I think it’s a very interesting tradition, I’d like to experience once. I guess this is a good reason to visit Bali again. 🙂
——-
Bali hakkında son ama çok ilginç bir şey:
Nyepi gününün ne olduğunu biliyormusunuz?
Nyepi günü Bali’deki Hindu’larin yeni yıl günü. Ancak, Nyepi günü bizim yılbaşı kutlamalarıdan son derece farklıdır. Nyepi gününde konuşmak yasaktır; kimse çalışmaz, yani her yer kapalıdır; tüm günlük işler bir yana bırakılır; ışıklar tüm gün ve geçe kapalı kalır; kimse evden çıkamaz – turistler dahil – her taraf bomboşdur yani. Bu çok özel günde, Bali’liler meditasyonla meşguldurlar ve hayatları hakkinda düşünürler. Ayrıca, konuşmayarak ve dışarıya çıkmayarak, Bali halkı kötü ruhları aldattığını düşünür: kötü ruhlar Bali’ye gelir bakar, ve kimseyi görüp duyamadıkları için Bali’yi bir sonraki seneye kadar terk ederler. Çok ilginç bir gelenek değilmi?

image

image
Pura Tanah Lot

A final advice: If you go to Bali, don’t stay in hotels, stay in home-stays! You’ll be able to experience real Balinese culture and hospitality, and will very probably leave the place with a new Balinese family. 😉 But be aware of the noisy roosters! Families often own one rooster for each child they have.
——-
Son bir tavsiye: Eğer Bali’ye giderseniz Homestay’lerde, yani aile pansiyonlarında kalın. Böylece gerçek Bali kültürünü tanıma şansınız olur, hemde Bali’li bir aileniz olmuş olur – çok misafirperver insanlar Bali’liler! Ama bunuda bilin: Bir ailenin ne kadar çocuğu varsa, bir o kadarda horozu vardır. Yani sabahları sesli olabilir çocuklu ailelerde kalırsanız.

image
Our homestay in Ubud | Ubud'daki aile pansionumuz

Some more photos  |  Bir kaç resim:

image
Pura Tanah Lot
image
Uluwatu Temple | Uluwatu Tapınağı
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Jatiluwih
image
Jatiluwih

image

image
Dolphins in Lovina | Lovina'da yunuslar
Advertisements

Gili Air, also called heaven on earth

Gili Air, one of the tree Gili Islands, is located between Bali and Lombok. By express boat from Amed (Bali) the island can be reached within 45 minutes; from Lombok it only takes around 5 to 10 minutes.

Gili Air is not big. You can walk around the island in less than two hours; or you can rent a bike, which, however, is not as much fun as it sounds like: half of the time you will need to walk your bike as the road is way too sandy to cycle. Nevertheless, the landscape is so beautiful that even walking your bike – on a ‘heap of sand’ – is fun! 
______

Gili Air adası, üç Gili adalarından biri, ve Lombok ve Bali’nin arasında kalıyor. Express Gemi ile Amed’den (Bali) 45 dakikada, ve Lombok’dan 5-10 dakikada Gili Air’e ulaşabilirsiniz.

Gili Air pek büyük değil. İki saatte adanın tümünü yürüyerek turlayabilirsiniz. Bisikletle dahada az bir zaman gerekiyor, ancak yerler çok kumlu olduğundan çoğu zaman bisikleti iterek ilerlemek zorunda kalıyorsunuz. Ama ada o kadar müthiş bir güzelliğe sahipki, kumun içinde bisikleti itmek bile zevk veriyor insana.

image

image

There are no motorized / petrol-driven vehicles on the island. But you can take the horse-drawn carriages called Cidomo, or ask the little children whether they can take you for a ride on their parents’ electronic motorcycle – haha! 🙂
______

Adada benzinle çalışan hiç bir tür araç yok. Görünen tek araçlar Cidomo adlı at arabaları, ve baba ve annelerinden aldıkları elektronik motorla gezen küçük çocuklar. Çok acayip bir görüntü gerçekten. 🙂

image

On Gili Air, you’ll have a hard time deciding on where to spend your day on the beach:
______

Gili Air adasında plajda oturacak yere karar vermek çok zordur:

image

image

image

Once you’ve decided on a ‘chilling location’, you won’t see many people, but you’ll discover many other beautiful beings:
______

Oturacak yere karar verdikden sonra, insandan fazla güzel deniz varlıklarıyla karşılaşıyor insan Gili adasında:

image

image
A moving starfish

Finally, you can watch one of the most impressive sunsets ever, but why not cooking your own Indonesian dinner before that, for instance ‘Gado-Gado’? (@GiliCookingClasses)
______

Gili Air’de günler çok renkli ve etkileyici bir güneş manzarasıyla bitiyor. Ama güneşin batışını izlemeden, GiliCookingClasses’de kendinize nefis bir Endonezyan yemek pişirmenizi tavsiye ederim, mesela ‘Gado-Gado’.

image

Now, go and book your ticket to the Gili Islands! 😉
______

Gelecek tatil nereye gidiyorsunuz? Gili adaları olmasın?! 😉

Halong Bay, Vietnam

Our three days tour through the breathtaking scenery of Halong Bay, in northern Vietnam, was one of my travel highlights. I tried to capture its beauty in pictures.
——
Üç günlük Halong Bay (kuzey Vietnam) turumuz şimdiye kadar yaşadığım en güzel şeylerden biriydi. Buranin güzelliğini bol bol resim çekerek ‘yakalamaya’ çalıştım.

image

image

image
A cave in Halong Bay

image

image
Freedom Island

image

image
Best volleyball field ever 🙂
image
Sunset at Freedom Island

PS: For the first time in my life, I saw the sea glowing in a neon blue/white light at night. I don’t have a photo of this, but it was indescribably magical [and the magician was some kind of plankton 😉 ].
—–
Hayatımda ilk defa gece denizi bir mavi/beyaz ışıkla parladığını gördüm. Bunun resmini çekemedim malesef, ama gerçekten çok büyüleyici bir manzaradi [büyücüde değişik bir deniz yosun/plankton türüdü 😉 ].

Meeting the local hill tribes in Sapa…

Sapa is a little town surrounded by very impressive mountain landscapes, and doubtlessly one of the most interesting and most beautiful places I’ve ever been to.

image

image

image

image

What makes Sapa so special are the encounters with the local people.

image

See all these ladies running? This is what happens when a tourist bus arrives in Sapa. They all offer you to show you their villages or ask you to stay with them for one or two nights for a fair price. (By the way, their English language skills are pretty impressive.)
This is how we met Mama Chu.

Mama Chu was very friendly, told us some interesting facts about Sapa and walked us to our hostel (as we had asked her for directions), without expecting anything back from us. As we truly enjoyed the conversation, we decided to take a 4-hour walk with her to her village the next day.

Unfortunately, the weather wasn’t great. There was no rain, but it was very very foggy. So, we couldn’t actually enjoy the beautiful landscapes, as the visibility was highly limited.

image
Mama Chu

image

But we learned a lot about Mama Chu’s daily life, about her culture, and also about the other hill tribes:
There exist eight different hill tribes that live in and around Sapa. Interestingly, they all speak different languages, and no or only little Vietnamese. (Their children learn Vietnamese in school though.) The hill tribe peoples’ clothing looks pretty similar, yet the different colors of their hats or skirts indicate their tribal affiliations. In general, the tribe women are ‘responsible for the tourists’, while the men work on fields. Tourism is a huge source of income in Sapa – on the one hand. On the other hand, we saw many little girls selling souvenirs (probably instead of going to school), which is definitely a downside of tourism and something to think about. Also, over the years, many hill tribe women have become crafty salespersons who can have pretty aggressive sales techniques, which may in turn lead to bad experiences as a tourist.

The hill tribes live in very basic wood houses which often consist of one big, single room where every corner has a different function. For instance, in one corner there is a fireplace for cooking, in another there are mattresses for sleeping, and so on. The shower tank and the toilet are outside. First I felt bad somehow. For me all this was … let’s say ‘veeeeery basic’. But walking through the villages, I saw so much happiness. I realized once again that money and luxury doesn’t make happy, happiness is something you cannot buy!

____________

Sapa çok etkileyici dağ manzaraları ile çevrili bir kasaba, ve kuşkusuz gittiğim en ilginç ve en güzel yerlerden biri. Bu ilginçliğini ve güzelliğini Sapa en çokta yerel dağ halkına borçlu bence.

Üstteki resimde koşan bayanları gördünüz mü? Bu bir turist otobüsü Sapa’ya geldiğinde görülen tipik bir manzara. Kadınların her biri turistlere köylerini gösterme teklifi eder, veya bir gece evlerinde kalmaya davet eder (birazcık para karşılığında). Bu arada, bayanların İngilizce dil becerileride oldukça etkileyicidir. Bu ortamda Anne Chu’la tanıştık.

Anne Chu’ya otelimiz nerde olduğunu sorduk, ve bizden karşılığında hiçbir şey beklemeden, yirmi dakika yürüyerek otelimizin yolunu gösterdi bize. Yol boyunca çok güzel sohbetler ettik, ve ertesi gün Anne Chu’nun köyünü ziyaret etmeye karar verdik. Sabah saat 9’da Anne Chu’la otelimizin önünde buluştuk ve 5 saatlik bir yürüyüşe başladık.

Ne yazık ki, hava hiç güzel değildi. Yağmur yoktu, ama etraf acayip sislidi. Yani o güzelim manzaraların tadını pek çıkaramadık.

Bunun yerine Anne Chu’nun günlük hayatı, kültürü, ve diger dağ halkları hakkında çok şeyler öğrendik:
Sapa’da tam 8 farklı dağ halkı yaşıyor. Hepsi farklı diller konuşuyor, ve Vietnamca hiç veya çok az biliyorlar. Çok ilginç değilmi?! (Ama artik çoğu köylerde okullar açılmış, ve çocuklar okulda Vietnamca öğrenebiliyor.) Dağ halkının kıyafetleri birbirine çok benziyor, ancak değişik renkli şapkalari / başörtüleriyle ve etekleriyle hangi köyün halkı olduklarını belli ediyorlar. Genelde, kadınlar turistlerle ilgilenirler, erkeklerde tarlalarda çalışmaya gider. Turizm Sapa’nin en büyük gelir kaynağıdır, bir yandan. Diğer (kötü) yandan, okula gitmek yerine hediye eşya satan birçok küçük kızlarla karşılaştık.

Dağ halkı ahşap, tek odalı evlerde yaşıyor. Odanın bir köşesinde yemek pişirmek için bir şömine vardır, diğer köşesinde uyumak için minderler vardır, vesaire vesaire. Duş tankı ve tuvalet dışarıdadır. Bunları görünce kötü hissettim ilk önce. Ne kadar yoksul insanlar dedim kendi kendime. Ama sonra, köylerini gezerken, insanların yüzünde ve gözlerinde gördüğüm tek şey mutluluk oldu. Bir kez daha para ve lüks mutlu etmediğini, ve mutluluk satın alınamayan bir şey olduğunu fark ettim!

A mysterious meeting in the park in Ho Chi Minh City…

We were walking through the park in Ho Chi Minh City when a black-dressed young man in his twenties with a (note)book under his arm approached us. To be honest, my first thought was ‘Oh no! A member of a sect doing missionary work…’ It was just after seven in the evening and the park was filled with people: There were children running around, groups of women doing some kind of (funny) aerobic training, men playing “Jianzi”, couples waltzing to interesting Asian music, … a great atmosphere. ‘Probably a good place for some missionary work’, I thought.

The guy was very friendly and seemed very interested in us. He asked where we were from, what our occupations in our home countries were, whether we liked seafood, how our home country was different to Vietnam, how it felt like to fly in a plane, and so on. After maybe three minutes of talking, we still had no clue what this guy wanted from us and suddenly, we found ourselves encircled by around ten other young people. They were all asking the same or similar questions, and each one of them seemed so eager to talk to us.

‘Ok now, these people don’t look like missionaries any more…’ I thought, discarding my initial idea. I was getting more and more confused when finally one of them introduced himself with these words:
“Hello, I am Dinh, and I study IT here in Ho Chi Minh. I come to the park almost every day to meet and talk to foreigners, and to practice my English skills with them. It’s a great opportunity for us, it’s free and it’s fun!”

Suddenly everything made sense, and was pretty simple: we were encircled by Vietnamese students who were looking for opportunities to talk in English and to get know other cultures. Knowing this, we had a very interesting, three hours long conversation with these lovely people and learnt so much about Vietnam and its culture, about student life in Ho Chi Minh City, about what young people in Vietnam dream of, and so much more.

If you’re in Ho Chi Minh City, definitely take a walk around the park in District 1 in the evening. You’ll learn so much about Vietnam! 😉

image

– Ho Chi Minh parkinda ilginç bir buluşma –

Ho Chi Minh City parkından geçiyorduk, bize birden yirmili yaşlarında, siyah giyimli genç bir adam yaklaştı. Kolunun altında bir kitap vardı birde. Dürüst olmak gerekirse, ilk düşüncem şu oldu: ‘Oh hayır! Bu çocuk kesin bir mezhebin üyesi, ve dinini yaymaya çalışanlardan…’

Saat akşam yediyi daha yeni geçmişti ve park insanlarla doluydu: ileriye geriye koşturup duran çocuklar, (komik) aerobik antrenmanı yapan kadın grupları, “Jianzi” oynayan erkekler, ilginç Asya müziğine vals dans eden çiftler, … harika bir atmosfer vardı parkta. ‘Dinini yaymak için ideal bir yerdir burası muhtemelen”, diye düşündüm.

Çocuk çok güleryüzlüdü ve bize sorular sormaya başladı: Nerden geliyorsunuz? Öğrenci misiniz? Vietnam sizin kendi ülkenizden çokmu farklı? Uçağa binmek nasıl bir duygu? Deniz ürünlerini severmisiniz? Vesaire vesaire. Biz hala durumu çözememişken, baktık birden etrafımızda ondan fazla genç insan toplanmış. Hepsi aynı veya benzer soruları soruyordu, ve her biri bizimle konuşmaya çok istekli görünüyordu.

‘Yanlış düşünmüşüm. Bu gençler hiç mezhep insanları gibi görünmüyor’, diye aklımdan geçti. Kafamiz tam karışmışken, kendini böyle tanıtarak, çocukların biri durumu açıklığa çıkardı: “Merhaba, adım Dinh. Ho Chi Minh Üniversitesinde bilgisayar mühendisliği okuyorum. Hemen hemen her akşam yabancılarla tanışmak ve ingilizcemi geliştirmek icin parka geliyorum. Bu bizim için büyük bir fırsat. Böylece ingilizce öğrenmek hem bedava, hem çok zevkli.”

Bu sözleri duydukdan sonra ingilizce öğrenmek ve yeni kültürleri tanımak isteyen öğrencilerle çevrili olduğumuzu anladık. Bu güzel insanlarla nerdeyse üç saat süren bir konuşmaya daldik. Öğrenciler bize rüyalarını anlattılar, Vietnam’da yaşam koşulları hakkında konuştuk, Ho Chi Minh City gibi büyük bir şehirde okumanın zorluklarını ve güzelliklerini anlattılar bize, ve çok daha fazlası.

Ho Chi Minh City’ye yolunuz düşerse, kesinlikle parka uğramadan geçmeyin. Burada öğrencilerle konuşarak Vietnam hakkında çok çok şey öğrenebilirsiniz. 😉

One hour, five continents :)

Red soil – just like in Australia …        |         Kırmızı topraklar – tıpkı Avustralya’da gibi ….

image

image

The deep blue sea – just like in the Mediterranean Region …         |          Masmavi deniz – tıpkı Akdeniz Bölgesinde gibi …

image

image

A desert – just like in Dubai …           |           Çöl – tıpkı Dubai’de gibi …

image

Herds of animals – just like in Africa …           |           Hayvan sürüleri – tıpkı Afrika’da gibi …

image

Idyllic seascapes – just like in Europe …          |          Sakin göl manzaraları – tıpkı Avrupa’da gibi …

image

Palm trees – just like in tropical countries …           |            Palmiye ağaçları – tıpkı tropik ülkelerde gibi …

image

It’s INCREDIBLE but all these places are not even one hour apart from each other (by scooter)! Mui Ne in Vietnam is a place which enchants its visitors with its spectacular nature! A must-see in Vietnam!

———

INANILMAZ, ama üstteki yerlerin aralarında bir saat bile ara yok (mobiletle)! Mui Ne, Vietnam, muhteşem doğasıyla insanı büyülüyor gerçekden. Eğer yakınlarında bulunuyorsanız, kesinlikle gidip görmek lazım!

Beautiful Cambodia in pictures

image
Siem Reap
image
Angkor Temples
image
Angkor Temples
image
Siem Reap at night | Siem Reap'de akşam ışıkları
image
Banana tree flower | Muz ağacının çiçeği
image
Mango tree | Mango ağacı
image
Ever tried sugar cane juice? | Şeker kamışı suyunu hiç denedinizmi?
image
Buddhist school in Siem Reap | Budist bir okul ("Eğer kendini seviyorsan, derslerine iyi çalış!")
image
Watering the school's plants | İlk okulda çiçek sulama 🙂
image
Great Turkish dinner in Sihanoukville | Türk mutfağını Kamboçya'dada bulduk
image
Cycling through Kampot's villages | Bisikletle Kampot'un köylerini gezdik
image
A typical Cambodian house | Kamboçya'nın tipik evlerinden biri
image
Country side in Kampot | Kampot'un köyleri
image
Waving children in a Muslim village in Kampot | Müslüman bir köyde bize el sallayan çocuklar

The Killing Fields – Cambodian genocide

You wear glasses? If so, you probably wouldn’t have survived in Cambodia forty years ago, when the Communist Khmer Rouge Regime was ruling the country.

The Khmer Rouge came to power in 1975, and let by Pol Pot, they killed more than 2 million people – which means 25 percent of the Cambodian population at that time. The regime’s aim was to create a new rural, classless society by forcing everyone to become hard-working farmers (I could also say ‘slaves of the government’ who often died from overwork or starvation), and by killing the “rest” – as bad as this may sound. Schools, hospitals, banks were closed; intellectuals and their whole families (even babies!), regarded as a bad influence, were murdered. You didn’t need a university degree to be considered as ‘intellectual’, having been to primary school, or speaking a foreign language, or simply wearing glasses was reason enough.

From 1975 to 1979 Cambodia went through hell. This period has left the country with deep scars. For instance, travelling around in Cambodia, I’ve barely seen older people. Also, having lost its intellectuals to this unimaginable cruelty, the country is by far not as developed as it could be.

While Pol Pot died 1998 without ever being brought to justice for his countless crimes against humanity; Duch, the regime’s chief jailer and murderer of ten thousands of people, was only sentenced in 2010!! Many other Khmer Rouge commanders are still free…

Visiting Choeung Ek, one of the sites, where the mass killings took place and where thousands of victims are buried – some still undiscovered – was an overwhelmingly sad experience for me. I think it is important to write about all this and to educate ourselves, so that something like this never happens again!

image
'The Killing Tree'

— Kamboçya soykırımı —

Gözlük takıyormusunuz? Eğer öyleyse, kırk yıl önce, Komünist Kızıl Kmerler rejimi altında olan Kamboçya’da muhtemelen hayatınızı kaybetmişdiniz.

1975’te Kızıl Kmerler adlı radikal komünist bir hareket Kamboçya’da iktidarı ele geçirmiş ve kurucuları ve önderleri Pol Pot altında 2 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olmuştur. Bu o zamanki nüfusun yüzde 25’idir.

Rejimin amacı: ülkeyi sınıfsız ve çalışkan bir çiftçi toplumuna çevirmek. 1975 – 1979 seneleri içerisinde, Pol Pot çiftçi olmayan herkesi, en başta aydın insanları ve bütün ailelerini (bebekten nineye kadar), öldürtür; ve çiftçileri ya açlık yada çalışmaktan ölene kadar pirinç tarlalarında köle gibi çalışmaya zorlar. Ayrıca okulları, hastanelerı, ve bankaları kapatırır. Aydın insan Pol Pot’a göre üniversite diploması olan birisi değildi sadece: ilkokula gitmiş olmayı, yabancı dil bilmeyı veya gözlük takmayı bile bir insanı öldürmeye yeterli bir neden olarak görmüş Pol Pot.

1975’den 1979’a kadar inanılmaz acı bir dönemden geçmiş Kamboçya’lılar. Bu ülkede derin izler bırakmış. Örneğin, Kamboçya’da gezerken pek yaşlı insanla karşılaşamazsınız. Tüm aydın insanlarını kaybetmiş olan bir ülke olan Kamboçya çok gelişememişde bu yüzden.

Pol Pot, 1998’de suçları yüzünden hiç yargılanmadan, kalp krizinden ölürken; Duch, rejimin baş gardiyanı ve on binlerce kişinin katili, daha yeni, 2010 senesinde mahkum edildi. Birçok Kızıl Kmer komutanları hala özgür bir yaşam sürüyorlar …

Choeung Ek bu soykırımın gerçekleştiği birçok yerlerden biri; binlerce kişinin gömülü olduğu bir yer… Burayı ziyaret etmek pek güzel bir duygu değildi. Ama böyle bir şeyin asla tekrarlanmaması için, kendimizi bu konuda eğitmemiz gerektiğini düşünüyorum. O yüzden yazdıklarımı buraya kadar okumuşsunuzdur umarım.

“Every person counts” — Epic Arts Café in Kampot, Cambodia

Looking for a good place for breakfast in Kampot – a lovely riverside town in South Cambodia – we came across the Epic Arts Café. This is a very special restaurant: many of its staff is disabled or deaf. It was a highly interesting experience and we truly enjoyed our meals. I even learnt some Cambodian sign language.

image

image

This is definitely a café worth visiting if you’re in Kampot!

And if you would like to see some of this lovely people dancing, check out the video below. I’m sure it’ll make you happy. 😉

______________

“Her insan önemli”

Kampot, Kamboçya’nin güneyinde, nehir kenarında kalan, güzel bir kasaba. Kahvaltı etmek için iyi bir yer ararken Epic Arts Café karşımıza çıktı. Epic Arts çok özel bir yer: Personelinin birçoğu engelli ya da sağır. Bu lezzetli kahvaltı son derece ilginç bir deneyim oldu bize. Hatta biraz işaret dili bile öğrendim.

Eğer olurda Kampot’a yolunuz düşerse, bu café’ye kesinlikle uğrayın derim.

Epic Arts Café’de çalışan bazı insanları üstteki youtube klibinde izleyebilirsiniz. Bu güzel insanların dansı sizi, şarkının adı gibi “happy”, yani mutlu, edecek kesin. 😉

%d bloggers like this: