Tag Archives: seyahat

“If the Earth were a single state, Constantinople would be its capital.” Napoleon Bonaparte

Istanbul is one of the oldest, and for me greatest, cities in the world. Located on two continents at the same time, Istanbul is a very special place with an exciting history.

Around 660 B.C., the Greek king Byzas, whose oracle told him that he would build his city opposite “the Land of the Blinds”, is the one who gave Istanbul its first name: Byzantium. The “Land of the Blinds” refers to today’s Kadiköy because its residents did not see the great land lying in front of them, on the other side of the sea, which is the historic city center of today’s Istanbul. Over time, Byzantium became a booming hub for trading, advancement and a center of power.

Searching for a new capital of the Roman Empire, Constantine the Great found what he was looking for in Byzantium. In 330, the city was renamed to Constantinople after him.

Constantinople, continuously growing more powerful, served, for a very long time, as the capital city of the Roman/Byzantine Empire, and at times of the Latin Empire.

However, in 1453, the Ottoman Sultan Mehmed II or Mehmed the Conqueror, at only 21 years of age, conquered the city. He wanted to become the commander that the Prophet Mohammad had mentioned: “One day, Constantinople will be conquered. How wonderful and blessed are the commander of its conquest and his soldiers.” Sultan Mehmed II turned Constantinople into a Muslim city, however he allowed people from all religions to live in the city and to practice their own faith.

Istanbul stayed the center and stronghold of the Ottoman Empire for many centuries. However, after the Ottoman’s defeat in World War I, the Turks occupied Istanbul, and with Mustafa Kemal Atatürk as their leader the Republic of Turkey was founded in 1923.

Today, Istanbul is home to around 14 Million people and is a place full of history, culture and lifestyle.

By the way: It is unclear when the city was named “Istanbul”. It is believed that Istanbul comes from “ei stan polis” which is Greek and means “go to the city”.

Ayasofya Mosque (Hagia Sophia)
Ayasofya Mosque (Hagia Sophia)
Ayasofya Mosque (Hagia Sophia)
Ayasofya Mosque (Hagia Sophia)
View from the Galata Kulesi (Galata Tower)
View from the Galata Kulesi (Galata Tower)
Galata Kulesi (Galata Tower)
Galata Kulesi (Galata Tower)
Sultan Ahmet Camii (The Blue Mosque)
Sultan Ahmet Camii (The Blue Mosque)
Büyük Mecidiye Camii (Büyük Mecidiye Mosque)
Büyük Mecidiye Camii (Büyük Mecidiye Mosque)
Turkish coffee and desserts
Turkish coffee and desserts
İstiklal Caddesi (İstiklal Avenue)
İstiklal Caddesi (İstiklal Avenue)
Eminönü (Eminönü district)
Eminönü (Eminönü district)
Bostancı
Bostancı

________

“Eğer dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.” Napoleon Bonaparte

İstanbul dünyanın en eski ve en güzel şehirlerinden birisidir. Aynı anda iki kıtaya uzanan İstanbul, heyecan verici bir geçmişe sahip olmakla birlikte çok özel bir yerdir.

Rivayete göre, milattan önce 660 yılında, Yunan kral Byzas bir falcıdan, yeni şehrini Körler Ülkesi’nin karşısına inşa edeceğini öğrenir. Körler Ülkesi diye adlandırılan yer bugünün Kadıköy’üdür. Neden mi körler ülkesi olarak adlandırılıyor? O dönemin sakinleri denizin karşı tarafında olan o güzel bölgeyi, yani bugünün tarihi Istanbul’unu, göremezler! Kral Byzas, karşı kıyıda yeni bir şehir kurar ve adını Bizans (Byzantium) koyar. Bizans şehri zamanla değer kazanır ve önemli bir ticaret merkezine dönüşür.

Roma İmparatorluğu için yeni bir başkent arayan Büyük Konstantin, Bizans şehrinde aradığını bulur. Milattan sonra 330 yılında, Büyük Konstantin Bizans’ın ismini değiştirir ve Konstantinopolis koyar.

Sürekli büyüyen ve önemi artan Konstantinopolis yüzyıllar boyunca Roma / Bizans İmparatorluğu ve bir süre Latin İmparatorluğunun başkentliğini yapar.

1453 yılında, Osmanlı Sultanı Mehmet II. (Fatih Sultan Mehmet)’in henüz 21 yaşındayken, şehri fethetmesiyle tarihin akışı değişir. Böylece Hazreti Muhammed’in bahsettiği komutan o olur: “Kostantiniyye mutlaka feth edilecektir. Onu feth eden ne ulu bir komutan, onun askerleri ise ne güzel askerlerdir.”

Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’i Müslüman bir şehre dönüştürür fakat Müslüman olmayanların da Konstantinopolis’te yaşamalarına ve kendi inançlarını uygulamalarına izin verir.

İstanbul yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olarak kalır. Ancak, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu yenilir ve ardından İstanbul işgal edilir. 1923’te İstanbul’un kurtuluşu gerçekleşir, ve Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti kurulur.

İstanbul’da bugün yaklaşık 14 milyon insan yaşıyor. Bu güzel şehir, tarihin ve kültürün bir merkezi olmaya devam ediyor.

Bu arada İstanbul’un “İstanbul” ismini nereden aldığı belirsiz. Yunanca “ei stan polis”, yani “şehre gitmek” sözünden geldiği düşünülüyor.

(Sources/Kaynaklar:  http://www.theottomans.org, http://www.wikipedia.org, http://www.planet-wissen.de)

Advertisements

I fell in love with O’ahu, Hawaii

Hawaii consists of eight main islands of which O’ahu is the third largest and most populated one. Even though Hawaii is the 50th state of the United States of America, O’ahu didn’t feel very American to me. This is mainly linked to the fact that the majority of Hawaii’s population is Asian or has Asian ancestors. In comparison to that the native Hawaiian population is not very large (around 10%), nevertheless their culture and language is omnipresent in O’ahu. For instance, “aloha” is the most common way to greet, and “mahalo” the word used to say “thank you”.
——
Hawaii sekiz ana adadan oluşmaktadır. O’ahu bu adaların arasında en yoğun nüfusa sahiptir, ve büyüklük olarak üçüncü gelir. Hawaii Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinden biridir, ama insan hiç Amerika’da gibi hissetmiyor, en azından ben hissetmedim. Bunun en büyük nedeni Hawaii’nin nüfusunun çoğunluğu Asya’dan gelmesi, veya Asya kökenli olması. Buna karşın yerli Hawaii’lıların nüfusu az (10% civarında), yinede kültürleri ve dilleri O’ahu’nun her tarafında fark ediliyor. Örneğin (ingilizceyi kullanmak yerine) selamlaşırken “aloha”, ve teşekkür ederken “mahalo” denilir.

image
Waikiki Parade
image
Waikiki Parade
image
Hawaiian restroom signs | Hawaii'da tuvalet işaretleri

O’ahu has a very special atmosphere. I can’t really describe it, but let me put it this way: you see beautiful flowers everywhere, the people are very friendly, the weather is great, no one seems to be stressed out (but happy), you’re never too far from the sea, …
——
O’ahu çok özel bir atmosfere sahiptir. Bunu kelimelerle açıklaması zor, ama şöyle anlatayım: insanlar çok canayakın, her yerde güzel çiçekler açıyor, hava harika (kış diye bir mevsim yok), hiç kimse stress altında değil sanki ve çok mutlu görüyorlar, adada nerde olursan ol deniz hiç bir zaman uzakta değildir, …

image
A Hawaiian bus stop | Hawaii'da bir otobüs durağı
image
Sunset Point Beach Park
image
Kawela Bay
image
The inactive volcano Diamond Head | Sönmüş Volkan Diamond Head
image
The view from the top of Diamond Head | Diamond Head'in tepesinden görünen manzara
image
Little red headed birds | Kırmızı kafalı kuşlar
image
Pupukea Beach Park
image
When an unexpected friend joins you at the beach... | Denizde bir an beklemediğin bir arkadaş yanına gelebilir...
image
Sunset in Waikiki | Waikiki'de güneşin batışı

O’ahu has been one of my favorite places so far. I definitely want to go back one day to discover the other islands.
——
O’ahu gittiğim en güzel yerlerden biri. Kesinlikle diğer adaları keşfetmek için Hawaii’ya bir daha gitmek istiyorum bir gün.

image
Lanikai Beach

Australia’s East Coast in pictures

Below are some pictures from our journey from Cairns to Sydney. However, there is a lot more to see and do on Australia’s East Coast – a good excuse to visit Australia (soon) again. 😉
——
Aşağıda Cairns’den Sydney’e yolculuğumuzdan bir kaç fotoğraf. Avusturya’nın doğu yakasında görülecek ve yapılacak çok daha fazla şey var – artık bir dahaki sefere. 😉

image
The (free) Lagoon in Cairns | Cairns'de bedava havuz ve deniz keyfi
image
On the way from Cairns to Airlie Beach | Cairns'den Airlie Beach'e giderken
image
Beautiful Airlie Beach | Güzel Airlie Beach
image
Our noisy friends | Kafa şişiren arkadaşlar
image
Amazing sunsets | Güneşin muhteşem batışını
image
On the way to Noosa | Noosa'ya giderken
image
Noosa Sunshine Beach
image
Can you see it? | Onu görebiliyormusunuz?
image
Noosa National Park - Coastal Track
image
Mr. Crab is building a house | Yengeç ev yaparken
image
Noosa National Park - Coastal Track
image
Noosa National Park - Coastal Track
image
Can you see the Koala? | Koala'yı görebiliyorsunuz?
image
Noosa National Park - Coastal Track
image
Brisbane's skyline
image
Sydney
image
Australia seems to make me jump 🙂 | Avustralya'da insanın içinden atlamak geliyor nedense 🙂
image
Sydney Harbour Bridge

I love Bali

Bali, the “Island of Gods”, is doubtlessly the most famous island of Indonesia. As soon as you step out of the airport, its unique culture and its special flair captivates you.
Indonesia is a country with a mainly Muslim population, however more than 80 percent of the Balinese are Hindu.
Therefore, the daily life in Bali is highly influenced by Hinduism.
——-
“Tanrıların adası” Bali kuşkusuz Endonezya’nın en tanınmış adasıdır. Havaalanından dışarı adım attığın an, Bali’nin eşsiz kültürü ve enteresan havası insanı büyülüyor. Endonezya çoğunlukla Müslüman bir nüfusa sahip, ancak Bali’de yaşayan insanların yüzde 80’i Hindu.
Bu nedenle, Bali’de günlük yaşam Hinduizm inançının geleneklerine çok bağlıdır.

image

image

The “offerings” which you can see in front of every house on the sidewalk, in restaurants, on the beach, in hotels – basically everywhere in Bali – are the most visible example for Hindu culture. In tiny baskets the Balinese offer to their Gods different kinds of things, like rice, flowers, cigarettes, biscuits, … – three times a day. This is a way of showing gratitude and giving the Gods back what they have given to them.
——-
Hindu kültürünün en görünen örneği, kapı, restoran, veya otel önüne, kaldırıma yerleştirilmiş olan “tekliflerdir”. Minik sepetler içinde Bali’liler tanrılarına pirinç, çiçekler, sigara, bisküvi, … evde ne varsa, teklif ederler ve bu sepetleri günde üç kere tazelerler. Bunu yaparak tanrılara teşekkür ve şükür ederler, ve onların sayesinde sahip oldukları şeylerin birazını onlara geri verirler.

image

I still haven’t figured out how this is possible, but sometimes you walk around in Bali, and whole streets smell like massage oil and flowers. It’s amazing! Oh, before I forget to mention it: Bali is home to incredibly beautiful flowers.
——-
Ben hala bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamadım, ama bazen Bali’de dolaşırken uzun sokaklar bile naneli masaj yağı ve çiçek gibi kokar. Harika gerçekten! Ah, unutmadan söyleyeyim: Bali’de inanılmaz güzel çiçek türleri bulunur.

image

image

Furthermore, Bali is famous for its traditional music and dances. We had the opportunity to watch the “Kecak Dance”, also called “Monkey Dance”, which is a kind of musical theater. Around 100 men sit in a circle and tell a story with a special chant.
——-
Bali ayrıca geleneksel müziği ve dansları ile ünlüdür. Biz bir müzikal tiyatro olan “Kecak Dansını”, izledik – “Maymunlar Dansıda” deniyor bu dansa. Yaklaşık 100 erkek, bir daire oluşturup değişik sesler çıkararak bir hikaye anlatıyor. Çok enteresan bir gösteri!

image

One last interesting fact about Bali: Do you know what the Nyepi Day is?
It’s the day of the Balinese Hindu New Year. However, the Nyepi Day is highly different to our New Year’s celebrations. On Nyepi Day no one is allowed to speak, absolute silence is required from everyone; nobody works – so everything is closed; all daily routine stops; no lights are turned on at night; the streets are empty, as no one is allowed to step outside his/her home – tourists included. On this very special day, the Balinese try to achieve inner purity and self-reflection through meditation. Also, it is believed that evil spirits leave Bali on Nyepi Day until the next year, as they are fooled by the Balinese into thinking that nobody actually lives on Bali. We missed the Nyepi Day, but I think it’s a very interesting tradition, I’d like to experience once. I guess this is a good reason to visit Bali again. 🙂
——-
Bali hakkında son ama çok ilginç bir şey:
Nyepi gününün ne olduğunu biliyormusunuz?
Nyepi günü Bali’deki Hindu’larin yeni yıl günü. Ancak, Nyepi günü bizim yılbaşı kutlamalarıdan son derece farklıdır. Nyepi gününde konuşmak yasaktır; kimse çalışmaz, yani her yer kapalıdır; tüm günlük işler bir yana bırakılır; ışıklar tüm gün ve geçe kapalı kalır; kimse evden çıkamaz – turistler dahil – her taraf bomboşdur yani. Bu çok özel günde, Bali’liler meditasyonla meşguldurlar ve hayatları hakkinda düşünürler. Ayrıca, konuşmayarak ve dışarıya çıkmayarak, Bali halkı kötü ruhları aldattığını düşünür: kötü ruhlar Bali’ye gelir bakar, ve kimseyi görüp duyamadıkları için Bali’yi bir sonraki seneye kadar terk ederler. Çok ilginç bir gelenek değilmi?

image

image
Pura Tanah Lot

A final advice: If you go to Bali, don’t stay in hotels, stay in home-stays! You’ll be able to experience real Balinese culture and hospitality, and will very probably leave the place with a new Balinese family. 😉 But be aware of the noisy roosters! Families often own one rooster for each child they have.
——-
Son bir tavsiye: Eğer Bali’ye giderseniz Homestay’lerde, yani aile pansiyonlarında kalın. Böylece gerçek Bali kültürünü tanıma şansınız olur, hemde Bali’li bir aileniz olmuş olur – çok misafirperver insanlar Bali’liler! Ama bunuda bilin: Bir ailenin ne kadar çocuğu varsa, bir o kadarda horozu vardır. Yani sabahları sesli olabilir çocuklu ailelerde kalırsanız.

image
Our homestay in Ubud | Ubud'daki aile pansionumuz

Some more photos  |  Bir kaç resim:

image
Pura Tanah Lot
image
Uluwatu Temple | Uluwatu Tapınağı
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Jatiluwih
image
Jatiluwih

image

image
Dolphins in Lovina | Lovina'da yunuslar

Meeting the local hill tribes in Sapa…

Sapa is a little town surrounded by very impressive mountain landscapes, and doubtlessly one of the most interesting and most beautiful places I’ve ever been to.

image

image

image

image

What makes Sapa so special are the encounters with the local people.

image

See all these ladies running? This is what happens when a tourist bus arrives in Sapa. They all offer you to show you their villages or ask you to stay with them for one or two nights for a fair price. (By the way, their English language skills are pretty impressive.)
This is how we met Mama Chu.

Mama Chu was very friendly, told us some interesting facts about Sapa and walked us to our hostel (as we had asked her for directions), without expecting anything back from us. As we truly enjoyed the conversation, we decided to take a 4-hour walk with her to her village the next day.

Unfortunately, the weather wasn’t great. There was no rain, but it was very very foggy. So, we couldn’t actually enjoy the beautiful landscapes, as the visibility was highly limited.

image
Mama Chu

image

But we learned a lot about Mama Chu’s daily life, about her culture, and also about the other hill tribes:
There exist eight different hill tribes that live in and around Sapa. Interestingly, they all speak different languages, and no or only little Vietnamese. (Their children learn Vietnamese in school though.) The hill tribe peoples’ clothing looks pretty similar, yet the different colors of their hats or skirts indicate their tribal affiliations. In general, the tribe women are ‘responsible for the tourists’, while the men work on fields. Tourism is a huge source of income in Sapa – on the one hand. On the other hand, we saw many little girls selling souvenirs (probably instead of going to school), which is definitely a downside of tourism and something to think about. Also, over the years, many hill tribe women have become crafty salespersons who can have pretty aggressive sales techniques, which may in turn lead to bad experiences as a tourist.

The hill tribes live in very basic wood houses which often consist of one big, single room where every corner has a different function. For instance, in one corner there is a fireplace for cooking, in another there are mattresses for sleeping, and so on. The shower tank and the toilet are outside. First I felt bad somehow. For me all this was … let’s say ‘veeeeery basic’. But walking through the villages, I saw so much happiness. I realized once again that money and luxury doesn’t make happy, happiness is something you cannot buy!

____________

Sapa çok etkileyici dağ manzaraları ile çevrili bir kasaba, ve kuşkusuz gittiğim en ilginç ve en güzel yerlerden biri. Bu ilginçliğini ve güzelliğini Sapa en çokta yerel dağ halkına borçlu bence.

Üstteki resimde koşan bayanları gördünüz mü? Bu bir turist otobüsü Sapa’ya geldiğinde görülen tipik bir manzara. Kadınların her biri turistlere köylerini gösterme teklifi eder, veya bir gece evlerinde kalmaya davet eder (birazcık para karşılığında). Bu arada, bayanların İngilizce dil becerileride oldukça etkileyicidir. Bu ortamda Anne Chu’la tanıştık.

Anne Chu’ya otelimiz nerde olduğunu sorduk, ve bizden karşılığında hiçbir şey beklemeden, yirmi dakika yürüyerek otelimizin yolunu gösterdi bize. Yol boyunca çok güzel sohbetler ettik, ve ertesi gün Anne Chu’nun köyünü ziyaret etmeye karar verdik. Sabah saat 9’da Anne Chu’la otelimizin önünde buluştuk ve 5 saatlik bir yürüyüşe başladık.

Ne yazık ki, hava hiç güzel değildi. Yağmur yoktu, ama etraf acayip sislidi. Yani o güzelim manzaraların tadını pek çıkaramadık.

Bunun yerine Anne Chu’nun günlük hayatı, kültürü, ve diger dağ halkları hakkında çok şeyler öğrendik:
Sapa’da tam 8 farklı dağ halkı yaşıyor. Hepsi farklı diller konuşuyor, ve Vietnamca hiç veya çok az biliyorlar. Çok ilginç değilmi?! (Ama artik çoğu köylerde okullar açılmış, ve çocuklar okulda Vietnamca öğrenebiliyor.) Dağ halkının kıyafetleri birbirine çok benziyor, ancak değişik renkli şapkalari / başörtüleriyle ve etekleriyle hangi köyün halkı olduklarını belli ediyorlar. Genelde, kadınlar turistlerle ilgilenirler, erkeklerde tarlalarda çalışmaya gider. Turizm Sapa’nin en büyük gelir kaynağıdır, bir yandan. Diğer (kötü) yandan, okula gitmek yerine hediye eşya satan birçok küçük kızlarla karşılaştık.

Dağ halkı ahşap, tek odalı evlerde yaşıyor. Odanın bir köşesinde yemek pişirmek için bir şömine vardır, diğer köşesinde uyumak için minderler vardır, vesaire vesaire. Duş tankı ve tuvalet dışarıdadır. Bunları görünce kötü hissettim ilk önce. Ne kadar yoksul insanlar dedim kendi kendime. Ama sonra, köylerini gezerken, insanların yüzünde ve gözlerinde gördüğüm tek şey mutluluk oldu. Bir kez daha para ve lüks mutlu etmediğini, ve mutluluk satın alınamayan bir şey olduğunu fark ettim!

A mysterious meeting in the park in Ho Chi Minh City…

We were walking through the park in Ho Chi Minh City when a black-dressed young man in his twenties with a (note)book under his arm approached us. To be honest, my first thought was ‘Oh no! A member of a sect doing missionary work…’ It was just after seven in the evening and the park was filled with people: There were children running around, groups of women doing some kind of (funny) aerobic training, men playing “Jianzi”, couples waltzing to interesting Asian music, … a great atmosphere. ‘Probably a good place for some missionary work’, I thought.

The guy was very friendly and seemed very interested in us. He asked where we were from, what our occupations in our home countries were, whether we liked seafood, how our home country was different to Vietnam, how it felt like to fly in a plane, and so on. After maybe three minutes of talking, we still had no clue what this guy wanted from us and suddenly, we found ourselves encircled by around ten other young people. They were all asking the same or similar questions, and each one of them seemed so eager to talk to us.

‘Ok now, these people don’t look like missionaries any more…’ I thought, discarding my initial idea. I was getting more and more confused when finally one of them introduced himself with these words:
“Hello, I am Dinh, and I study IT here in Ho Chi Minh. I come to the park almost every day to meet and talk to foreigners, and to practice my English skills with them. It’s a great opportunity for us, it’s free and it’s fun!”

Suddenly everything made sense, and was pretty simple: we were encircled by Vietnamese students who were looking for opportunities to talk in English and to get know other cultures. Knowing this, we had a very interesting, three hours long conversation with these lovely people and learnt so much about Vietnam and its culture, about student life in Ho Chi Minh City, about what young people in Vietnam dream of, and so much more.

If you’re in Ho Chi Minh City, definitely take a walk around the park in District 1 in the evening. You’ll learn so much about Vietnam! 😉

image

– Ho Chi Minh parkinda ilginç bir buluşma –

Ho Chi Minh City parkından geçiyorduk, bize birden yirmili yaşlarında, siyah giyimli genç bir adam yaklaştı. Kolunun altında bir kitap vardı birde. Dürüst olmak gerekirse, ilk düşüncem şu oldu: ‘Oh hayır! Bu çocuk kesin bir mezhebin üyesi, ve dinini yaymaya çalışanlardan…’

Saat akşam yediyi daha yeni geçmişti ve park insanlarla doluydu: ileriye geriye koşturup duran çocuklar, (komik) aerobik antrenmanı yapan kadın grupları, “Jianzi” oynayan erkekler, ilginç Asya müziğine vals dans eden çiftler, … harika bir atmosfer vardı parkta. ‘Dinini yaymak için ideal bir yerdir burası muhtemelen”, diye düşündüm.

Çocuk çok güleryüzlüdü ve bize sorular sormaya başladı: Nerden geliyorsunuz? Öğrenci misiniz? Vietnam sizin kendi ülkenizden çokmu farklı? Uçağa binmek nasıl bir duygu? Deniz ürünlerini severmisiniz? Vesaire vesaire. Biz hala durumu çözememişken, baktık birden etrafımızda ondan fazla genç insan toplanmış. Hepsi aynı veya benzer soruları soruyordu, ve her biri bizimle konuşmaya çok istekli görünüyordu.

‘Yanlış düşünmüşüm. Bu gençler hiç mezhep insanları gibi görünmüyor’, diye aklımdan geçti. Kafamiz tam karışmışken, kendini böyle tanıtarak, çocukların biri durumu açıklığa çıkardı: “Merhaba, adım Dinh. Ho Chi Minh Üniversitesinde bilgisayar mühendisliği okuyorum. Hemen hemen her akşam yabancılarla tanışmak ve ingilizcemi geliştirmek icin parka geliyorum. Bu bizim için büyük bir fırsat. Böylece ingilizce öğrenmek hem bedava, hem çok zevkli.”

Bu sözleri duydukdan sonra ingilizce öğrenmek ve yeni kültürleri tanımak isteyen öğrencilerle çevrili olduğumuzu anladık. Bu güzel insanlarla nerdeyse üç saat süren bir konuşmaya daldik. Öğrenciler bize rüyalarını anlattılar, Vietnam’da yaşam koşulları hakkında konuştuk, Ho Chi Minh City gibi büyük bir şehirde okumanın zorluklarını ve güzelliklerini anlattılar bize, ve çok daha fazlası.

Ho Chi Minh City’ye yolunuz düşerse, kesinlikle parka uğramadan geçmeyin. Burada öğrencilerle konuşarak Vietnam hakkında çok çok şey öğrenebilirsiniz. 😉

The ancient city of Angkor, Cambodia

Visiting the ancient city of Angkor felt like travelling back in time.

Comprising numerous impressive temples and stretching over 400 square kilometers, Angkor is believed to be the largest pre-industrial city in the world. Around thousand years ago, more than a million people might have lived here. (wikipedia.org)

Due to the heat and high humidity, we had to dismiss our idea to cycle through Angkor; and we took a tuk-tuk instead. Looking back, this was a great decision, as fellow travellers who decided to cycle only managed to see very little of this huge archeological site (which doesn’t have to be a bad thing, depending on what you want).
We had bought a Three-Day-Ticket, so we spent three days in Angkor. I can truly say that the beauty of Angkor is infinite; but getting closer to the end, I’ve started to understand what a Dutch fellow traveller, Axel, had meant with ‘temple-overdose’… 🙂

Photos cannot capture the mysterious beauty of Angkor, but I tried my best. (see below)

___________

Antik kent Angkor’u ziyaret etmek, zamanda geriye seyahat etmek gibi geldi bana.

Çok sayıda etkileyici tapınaklar içeren ve 400 kilometre kare bir alana uzanan Angkor’un, Sanayi Devriminden önce, dünyanın en büyük kenti olduğuna inanılıyor. Yaklaşık bin yıl önce, bir milyondan fazla kişi burada yaşamış olabilir. (wikipedia.org)

Sıcak hava ve yüksek nem nedeniyle, Angkor’u bisikletle değil Tuk-Tuk’la gezdik (üç tekerlekli araç). Geriye bakınca, bu çok iyi bir karardi, çünkü sohbet ettiğimiz bisikletle giden arkadaşlar bu büyük arkeolojik sitenin sadece çok azını görmeye başarmış (bu durum, isteğinize göre, kötü bir şey olmasada).
Giriş biletimizi üç günlük aldık ve dolayısıyla Angkor’da üç gün geçirdik. Angkor’un güzelliği sonsuz olduğunu söyleyebilirim gerçekten; ama sonuna yaklaşırken, Hollandalı bir arkadaşın sözlerini aklıma geldi: ‘Aşırı doz tapınak geçirdim’ demişti. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. 🙂

Angkor’un gizemli güzelliğini bir fotoğrafda yakalamak çok zor, ama elimden geleni yaptım. Bakın:

image

image
Angkor Wat, doubtlessly the most famous temple | en tanınmış tapınak

image

image

image
Ideal place for playing hide and seek | Saklambaç oyunu için ideal bir yer

image

image

image

image

Koh Phangan & Koh Tao (retrospective)

Koh Phangan is an island in southeast Thailand. It is known for its beautiful beaches and countless beach parties, of which the Full Moon Parties are doubtlessly the most famous ones. Renting a scooter is about 4 $ a day and definitely the easiest way to discover the beauty of the island.

My opinion on Full Moon Parties?
I thought the ‘regular’ beach parties that take place every night in Koh Phangan were much nicer than the actual Full Moon Parties or at least the one I went to. It was just too crowded.
____________

Koh Phangan Tayland’ın güneydoğusunda bulunan bir adadır. Güzel plajları ve eğlencelerile tanınan Kho Phangan’ın en ünlü özelliklerinden biri dolunay eğlenceleri. Adayı gezmenin en kolay ve güzel yolu, günde 4 $’a bir mobilet kiralamak.

image
Malibu Beach
image
Bottle Beach
image
Koh Maa
image
Haad Rin Full Moon Beach
image
Full Moon Party | Dolunay eğlencesi

****

Koh Tao is located north of Koh Phangan and a paradise for divers. I didn’t dive but it’s supposed to be amazing. Coincidentally, I had the chance to talk to a Canadian who is volunteering for a marine conservation project. The project’s aim is to stop the destruction of coral reefs by educating locals as well as tourists to dive responsibly. Moreover, thanks to advanced bio-technological methods, they are able to artificially construct new reefs or repair damaged ones. What an exciting project!
____________

Koh Tao, Koh Phangan’ın kuzeyinde kalıyor ve dalgıçlar için bir cennet gibidir. Ben dalmadım, ama şahane diye duydum. Tesadüfen bir deniz koruma projesi için gönüllü olan Kanadalı bir adamla konuşma şansım oldu. Projenin amacı mercan resiflerinin yıkımını durdurmak. Bunu yerel balıkçıları ve turistleri eğiterek sağlamaya çalışıyor projenin çalışanları. Ayrıca, gelişmiş biyo-teknolojik yöntemler sayesinde, resifleri yeni inşa edebiliyorlar veya hasarlıları tamir edebiliyorlar. Ne heyecan verici bir proje!

image

image
Freedom Beach

image