Tag Archives: travel

Life

“Just living is not enough,” said the butterfly, “one must have sunshine, freedom, and a little flower.” (Hans Christian Andersen)
Don’t you agree?

——

“Sadece yaşamak yetmez,” dedi kelebek, “günışığı, özgürlük ve küçük bir çiçek de gerek.” (Hans Christian Andersen)
Öyle degil mi?

(The photo was taken in Malatya, Turkey.  |  Bu fotoğraf Malatya’nin Kızılçukur Köyünde çekilmiştir.)

 

I fell in love with O’ahu, Hawaii

Hawaii consists of eight main islands of which O’ahu is the third largest and most populated one. Even though Hawaii is the 50th state of the United States of America, O’ahu didn’t feel very American to me. This is mainly linked to the fact that the majority of Hawaii’s population is Asian or has Asian ancestors. In comparison to that the native Hawaiian population is not very large (around 10%), nevertheless their culture and language is omnipresent in O’ahu. For instance, “aloha” is the most common way to greet, and “mahalo” the word used to say “thank you”.
——
Hawaii sekiz ana adadan oluşmaktadır. O’ahu bu adaların arasında en yoğun nüfusa sahiptir, ve büyüklük olarak üçüncü gelir. Hawaii Amerika Birleşik Devletleri’nin eyaletlerinden biridir, ama insan hiç Amerika’da gibi hissetmiyor, en azından ben hissetmedim. Bunun en büyük nedeni Hawaii’nin nüfusunun çoğunluğu Asya’dan gelmesi, veya Asya kökenli olması. Buna karşın yerli Hawaii’lıların nüfusu az (10% civarında), yinede kültürleri ve dilleri O’ahu’nun her tarafında fark ediliyor. Örneğin (ingilizceyi kullanmak yerine) selamlaşırken “aloha”, ve teşekkür ederken “mahalo” denilir.

image
Waikiki Parade
image
Waikiki Parade
image
Hawaiian restroom signs | Hawaii'da tuvalet işaretleri

O’ahu has a very special atmosphere. I can’t really describe it, but let me put it this way: you see beautiful flowers everywhere, the people are very friendly, the weather is great, no one seems to be stressed out (but happy), you’re never too far from the sea, …
——
O’ahu çok özel bir atmosfere sahiptir. Bunu kelimelerle açıklaması zor, ama şöyle anlatayım: insanlar çok canayakın, her yerde güzel çiçekler açıyor, hava harika (kış diye bir mevsim yok), hiç kimse stress altında değil sanki ve çok mutlu görüyorlar, adada nerde olursan ol deniz hiç bir zaman uzakta değildir, …

image
A Hawaiian bus stop | Hawaii'da bir otobüs durağı
image
Sunset Point Beach Park
image
Kawela Bay
image
The inactive volcano Diamond Head | Sönmüş Volkan Diamond Head
image
The view from the top of Diamond Head | Diamond Head'in tepesinden görünen manzara
image
Little red headed birds | Kırmızı kafalı kuşlar
image
Pupukea Beach Park
image
When an unexpected friend joins you at the beach... | Denizde bir an beklemediğin bir arkadaş yanına gelebilir...
image
Sunset in Waikiki | Waikiki'de güneşin batışı

O’ahu has been one of my favorite places so far. I definitely want to go back one day to discover the other islands.
——
O’ahu gittiğim en güzel yerlerden biri. Kesinlikle diğer adaları keşfetmek için Hawaii’ya bir daha gitmek istiyorum bir gün.

image
Lanikai Beach

I love Bali

Bali, the “Island of Gods”, is doubtlessly the most famous island of Indonesia. As soon as you step out of the airport, its unique culture and its special flair captivates you.
Indonesia is a country with a mainly Muslim population, however more than 80 percent of the Balinese are Hindu.
Therefore, the daily life in Bali is highly influenced by Hinduism.
——-
“Tanrıların adası” Bali kuşkusuz Endonezya’nın en tanınmış adasıdır. Havaalanından dışarı adım attığın an, Bali’nin eşsiz kültürü ve enteresan havası insanı büyülüyor. Endonezya çoğunlukla Müslüman bir nüfusa sahip, ancak Bali’de yaşayan insanların yüzde 80’i Hindu.
Bu nedenle, Bali’de günlük yaşam Hinduizm inançının geleneklerine çok bağlıdır.

image

image

The “offerings” which you can see in front of every house on the sidewalk, in restaurants, on the beach, in hotels – basically everywhere in Bali – are the most visible example for Hindu culture. In tiny baskets the Balinese offer to their Gods different kinds of things, like rice, flowers, cigarettes, biscuits, … – three times a day. This is a way of showing gratitude and giving the Gods back what they have given to them.
——-
Hindu kültürünün en görünen örneği, kapı, restoran, veya otel önüne, kaldırıma yerleştirilmiş olan “tekliflerdir”. Minik sepetler içinde Bali’liler tanrılarına pirinç, çiçekler, sigara, bisküvi, … evde ne varsa, teklif ederler ve bu sepetleri günde üç kere tazelerler. Bunu yaparak tanrılara teşekkür ve şükür ederler, ve onların sayesinde sahip oldukları şeylerin birazını onlara geri verirler.

image

I still haven’t figured out how this is possible, but sometimes you walk around in Bali, and whole streets smell like massage oil and flowers. It’s amazing! Oh, before I forget to mention it: Bali is home to incredibly beautiful flowers.
——-
Ben hala bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamadım, ama bazen Bali’de dolaşırken uzun sokaklar bile naneli masaj yağı ve çiçek gibi kokar. Harika gerçekten! Ah, unutmadan söyleyeyim: Bali’de inanılmaz güzel çiçek türleri bulunur.

image

image

Furthermore, Bali is famous for its traditional music and dances. We had the opportunity to watch the “Kecak Dance”, also called “Monkey Dance”, which is a kind of musical theater. Around 100 men sit in a circle and tell a story with a special chant.
——-
Bali ayrıca geleneksel müziği ve dansları ile ünlüdür. Biz bir müzikal tiyatro olan “Kecak Dansını”, izledik – “Maymunlar Dansıda” deniyor bu dansa. Yaklaşık 100 erkek, bir daire oluşturup değişik sesler çıkararak bir hikaye anlatıyor. Çok enteresan bir gösteri!

image

One last interesting fact about Bali: Do you know what the Nyepi Day is?
It’s the day of the Balinese Hindu New Year. However, the Nyepi Day is highly different to our New Year’s celebrations. On Nyepi Day no one is allowed to speak, absolute silence is required from everyone; nobody works – so everything is closed; all daily routine stops; no lights are turned on at night; the streets are empty, as no one is allowed to step outside his/her home – tourists included. On this very special day, the Balinese try to achieve inner purity and self-reflection through meditation. Also, it is believed that evil spirits leave Bali on Nyepi Day until the next year, as they are fooled by the Balinese into thinking that nobody actually lives on Bali. We missed the Nyepi Day, but I think it’s a very interesting tradition, I’d like to experience once. I guess this is a good reason to visit Bali again. 🙂
——-
Bali hakkında son ama çok ilginç bir şey:
Nyepi gününün ne olduğunu biliyormusunuz?
Nyepi günü Bali’deki Hindu’larin yeni yıl günü. Ancak, Nyepi günü bizim yılbaşı kutlamalarıdan son derece farklıdır. Nyepi gününde konuşmak yasaktır; kimse çalışmaz, yani her yer kapalıdır; tüm günlük işler bir yana bırakılır; ışıklar tüm gün ve geçe kapalı kalır; kimse evden çıkamaz – turistler dahil – her taraf bomboşdur yani. Bu çok özel günde, Bali’liler meditasyonla meşguldurlar ve hayatları hakkinda düşünürler. Ayrıca, konuşmayarak ve dışarıya çıkmayarak, Bali halkı kötü ruhları aldattığını düşünür: kötü ruhlar Bali’ye gelir bakar, ve kimseyi görüp duyamadıkları için Bali’yi bir sonraki seneye kadar terk ederler. Çok ilginç bir gelenek değilmi?

image

image
Pura Tanah Lot

A final advice: If you go to Bali, don’t stay in hotels, stay in home-stays! You’ll be able to experience real Balinese culture and hospitality, and will very probably leave the place with a new Balinese family. 😉 But be aware of the noisy roosters! Families often own one rooster for each child they have.
——-
Son bir tavsiye: Eğer Bali’ye giderseniz Homestay’lerde, yani aile pansiyonlarında kalın. Böylece gerçek Bali kültürünü tanıma şansınız olur, hemde Bali’li bir aileniz olmuş olur – çok misafirperver insanlar Bali’liler! Ama bunuda bilin: Bir ailenin ne kadar çocuğu varsa, bir o kadarda horozu vardır. Yani sabahları sesli olabilir çocuklu ailelerde kalırsanız.

image
Our homestay in Ubud | Ubud'daki aile pansionumuz

Some more photos  |  Bir kaç resim:

image
Pura Tanah Lot
image
Uluwatu Temple | Uluwatu Tapınağı
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Sunrise at Mount Batur | Güneşin doğuşu, Volkan Batur
image
Jatiluwih
image
Jatiluwih

image

image
Dolphins in Lovina | Lovina'da yunuslar

Gili Air, also called heaven on earth

Gili Air, one of the tree Gili Islands, is located between Bali and Lombok. By express boat from Amed (Bali) the island can be reached within 45 minutes; from Lombok it only takes around 5 to 10 minutes.

Gili Air is not big. You can walk around the island in less than two hours; or you can rent a bike, which, however, is not as much fun as it sounds like: half of the time you will need to walk your bike as the road is way too sandy to cycle. Nevertheless, the landscape is so beautiful that even walking your bike – on a ‘heap of sand’ – is fun! 
______

Gili Air adası, üç Gili adalarından biri, ve Lombok ve Bali’nin arasında kalıyor. Express Gemi ile Amed’den (Bali) 45 dakikada, ve Lombok’dan 5-10 dakikada Gili Air’e ulaşabilirsiniz.

Gili Air pek büyük değil. İki saatte adanın tümünü yürüyerek turlayabilirsiniz. Bisikletle dahada az bir zaman gerekiyor, ancak yerler çok kumlu olduğundan çoğu zaman bisikleti iterek ilerlemek zorunda kalıyorsunuz. Ama ada o kadar müthiş bir güzelliğe sahipki, kumun içinde bisikleti itmek bile zevk veriyor insana.

image

image

There are no motorized / petrol-driven vehicles on the island. But you can take the horse-drawn carriages called Cidomo, or ask the little children whether they can take you for a ride on their parents’ electronic motorcycle – haha! 🙂
______

Adada benzinle çalışan hiç bir tür araç yok. Görünen tek araçlar Cidomo adlı at arabaları, ve baba ve annelerinden aldıkları elektronik motorla gezen küçük çocuklar. Çok acayip bir görüntü gerçekten. 🙂

image

On Gili Air, you’ll have a hard time deciding on where to spend your day on the beach:
______

Gili Air adasında plajda oturacak yere karar vermek çok zordur:

image

image

image

Once you’ve decided on a ‘chilling location’, you won’t see many people, but you’ll discover many other beautiful beings:
______

Oturacak yere karar verdikden sonra, insandan fazla güzel deniz varlıklarıyla karşılaşıyor insan Gili adasında:

image

image
A moving starfish

Finally, you can watch one of the most impressive sunsets ever, but why not cooking your own Indonesian dinner before that, for instance ‘Gado-Gado’? (@GiliCookingClasses)
______

Gili Air’de günler çok renkli ve etkileyici bir güneş manzarasıyla bitiyor. Ama güneşin batışını izlemeden, GiliCookingClasses’de kendinize nefis bir Endonezyan yemek pişirmenizi tavsiye ederim, mesela ‘Gado-Gado’.

image

Now, go and book your ticket to the Gili Islands! 😉
______

Gelecek tatil nereye gidiyorsunuz? Gili adaları olmasın?! 😉

Halong Bay, Vietnam

Our three days tour through the breathtaking scenery of Halong Bay, in northern Vietnam, was one of my travel highlights. I tried to capture its beauty in pictures.
——
Üç günlük Halong Bay (kuzey Vietnam) turumuz şimdiye kadar yaşadığım en güzel şeylerden biriydi. Buranin güzelliğini bol bol resim çekerek ‘yakalamaya’ çalıştım.

image

image

image
A cave in Halong Bay

image

image
Freedom Island

image

image
Best volleyball field ever 🙂
image
Sunset at Freedom Island

PS: For the first time in my life, I saw the sea glowing in a neon blue/white light at night. I don’t have a photo of this, but it was indescribably magical [and the magician was some kind of plankton 😉 ].
—–
Hayatımda ilk defa gece denizi bir mavi/beyaz ışıkla parladığını gördüm. Bunun resmini çekemedim malesef, ama gerçekten çok büyüleyici bir manzaradi [büyücüde değişik bir deniz yosun/plankton türüdü 😉 ].

Meeting the local hill tribes in Sapa…

Sapa is a little town surrounded by very impressive mountain landscapes, and doubtlessly one of the most interesting and most beautiful places I’ve ever been to.

image

image

image

image

What makes Sapa so special are the encounters with the local people.

image

See all these ladies running? This is what happens when a tourist bus arrives in Sapa. They all offer you to show you their villages or ask you to stay with them for one or two nights for a fair price. (By the way, their English language skills are pretty impressive.)
This is how we met Mama Chu.

Mama Chu was very friendly, told us some interesting facts about Sapa and walked us to our hostel (as we had asked her for directions), without expecting anything back from us. As we truly enjoyed the conversation, we decided to take a 4-hour walk with her to her village the next day.

Unfortunately, the weather wasn’t great. There was no rain, but it was very very foggy. So, we couldn’t actually enjoy the beautiful landscapes, as the visibility was highly limited.

image
Mama Chu

image

But we learned a lot about Mama Chu’s daily life, about her culture, and also about the other hill tribes:
There exist eight different hill tribes that live in and around Sapa. Interestingly, they all speak different languages, and no or only little Vietnamese. (Their children learn Vietnamese in school though.) The hill tribe peoples’ clothing looks pretty similar, yet the different colors of their hats or skirts indicate their tribal affiliations. In general, the tribe women are ‘responsible for the tourists’, while the men work on fields. Tourism is a huge source of income in Sapa – on the one hand. On the other hand, we saw many little girls selling souvenirs (probably instead of going to school), which is definitely a downside of tourism and something to think about. Also, over the years, many hill tribe women have become crafty salespersons who can have pretty aggressive sales techniques, which may in turn lead to bad experiences as a tourist.

The hill tribes live in very basic wood houses which often consist of one big, single room where every corner has a different function. For instance, in one corner there is a fireplace for cooking, in another there are mattresses for sleeping, and so on. The shower tank and the toilet are outside. First I felt bad somehow. For me all this was … let’s say ‘veeeeery basic’. But walking through the villages, I saw so much happiness. I realized once again that money and luxury doesn’t make happy, happiness is something you cannot buy!

____________

Sapa çok etkileyici dağ manzaraları ile çevrili bir kasaba, ve kuşkusuz gittiğim en ilginç ve en güzel yerlerden biri. Bu ilginçliğini ve güzelliğini Sapa en çokta yerel dağ halkına borçlu bence.

Üstteki resimde koşan bayanları gördünüz mü? Bu bir turist otobüsü Sapa’ya geldiğinde görülen tipik bir manzara. Kadınların her biri turistlere köylerini gösterme teklifi eder, veya bir gece evlerinde kalmaya davet eder (birazcık para karşılığında). Bu arada, bayanların İngilizce dil becerileride oldukça etkileyicidir. Bu ortamda Anne Chu’la tanıştık.

Anne Chu’ya otelimiz nerde olduğunu sorduk, ve bizden karşılığında hiçbir şey beklemeden, yirmi dakika yürüyerek otelimizin yolunu gösterdi bize. Yol boyunca çok güzel sohbetler ettik, ve ertesi gün Anne Chu’nun köyünü ziyaret etmeye karar verdik. Sabah saat 9’da Anne Chu’la otelimizin önünde buluştuk ve 5 saatlik bir yürüyüşe başladık.

Ne yazık ki, hava hiç güzel değildi. Yağmur yoktu, ama etraf acayip sislidi. Yani o güzelim manzaraların tadını pek çıkaramadık.

Bunun yerine Anne Chu’nun günlük hayatı, kültürü, ve diger dağ halkları hakkında çok şeyler öğrendik:
Sapa’da tam 8 farklı dağ halkı yaşıyor. Hepsi farklı diller konuşuyor, ve Vietnamca hiç veya çok az biliyorlar. Çok ilginç değilmi?! (Ama artik çoğu köylerde okullar açılmış, ve çocuklar okulda Vietnamca öğrenebiliyor.) Dağ halkının kıyafetleri birbirine çok benziyor, ancak değişik renkli şapkalari / başörtüleriyle ve etekleriyle hangi köyün halkı olduklarını belli ediyorlar. Genelde, kadınlar turistlerle ilgilenirler, erkeklerde tarlalarda çalışmaya gider. Turizm Sapa’nin en büyük gelir kaynağıdır, bir yandan. Diğer (kötü) yandan, okula gitmek yerine hediye eşya satan birçok küçük kızlarla karşılaştık.

Dağ halkı ahşap, tek odalı evlerde yaşıyor. Odanın bir köşesinde yemek pişirmek için bir şömine vardır, diğer köşesinde uyumak için minderler vardır, vesaire vesaire. Duş tankı ve tuvalet dışarıdadır. Bunları görünce kötü hissettim ilk önce. Ne kadar yoksul insanlar dedim kendi kendime. Ama sonra, köylerini gezerken, insanların yüzünde ve gözlerinde gördüğüm tek şey mutluluk oldu. Bir kez daha para ve lüks mutlu etmediğini, ve mutluluk satın alınamayan bir şey olduğunu fark ettim!

One hour, five continents :)

Red soil – just like in Australia …        |         Kırmızı topraklar – tıpkı Avustralya’da gibi ….

image

image

The deep blue sea – just like in the Mediterranean Region …         |          Masmavi deniz – tıpkı Akdeniz Bölgesinde gibi …

image

image

A desert – just like in Dubai …           |           Çöl – tıpkı Dubai’de gibi …

image

Herds of animals – just like in Africa …           |           Hayvan sürüleri – tıpkı Afrika’da gibi …

image

Idyllic seascapes – just like in Europe …          |          Sakin göl manzaraları – tıpkı Avrupa’da gibi …

image

Palm trees – just like in tropical countries …           |            Palmiye ağaçları – tıpkı tropik ülkelerde gibi …

image

It’s INCREDIBLE but all these places are not even one hour apart from each other (by scooter)! Mui Ne in Vietnam is a place which enchants its visitors with its spectacular nature! A must-see in Vietnam!

———

INANILMAZ, ama üstteki yerlerin aralarında bir saat bile ara yok (mobiletle)! Mui Ne, Vietnam, muhteşem doğasıyla insanı büyülüyor gerçekden. Eğer yakınlarında bulunuyorsanız, kesinlikle gidip görmek lazım!

Beautiful Cambodia in pictures

image
Siem Reap
image
Angkor Temples
image
Angkor Temples
image
Siem Reap at night | Siem Reap'de akşam ışıkları
image
Banana tree flower | Muz ağacının çiçeği
image
Mango tree | Mango ağacı
image
Ever tried sugar cane juice? | Şeker kamışı suyunu hiç denedinizmi?
image
Buddhist school in Siem Reap | Budist bir okul ("Eğer kendini seviyorsan, derslerine iyi çalış!")
image
Watering the school's plants | İlk okulda çiçek sulama 🙂
image
Great Turkish dinner in Sihanoukville | Türk mutfağını Kamboçya'dada bulduk
image
Cycling through Kampot's villages | Bisikletle Kampot'un köylerini gezdik
image
A typical Cambodian house | Kamboçya'nın tipik evlerinden biri
image
Country side in Kampot | Kampot'un köyleri
image
Waving children in a Muslim village in Kampot | Müslüman bir köyde bize el sallayan çocuklar

“Every person counts” — Epic Arts Café in Kampot, Cambodia

Looking for a good place for breakfast in Kampot – a lovely riverside town in South Cambodia – we came across the Epic Arts Café. This is a very special restaurant: many of its staff is disabled or deaf. It was a highly interesting experience and we truly enjoyed our meals. I even learnt some Cambodian sign language.

image

image

This is definitely a café worth visiting if you’re in Kampot!

And if you would like to see some of this lovely people dancing, check out the video below. I’m sure it’ll make you happy. 😉

______________

“Her insan önemli”

Kampot, Kamboçya’nin güneyinde, nehir kenarında kalan, güzel bir kasaba. Kahvaltı etmek için iyi bir yer ararken Epic Arts Café karşımıza çıktı. Epic Arts çok özel bir yer: Personelinin birçoğu engelli ya da sağır. Bu lezzetli kahvaltı son derece ilginç bir deneyim oldu bize. Hatta biraz işaret dili bile öğrendim.

Eğer olurda Kampot’a yolunuz düşerse, bu café’ye kesinlikle uğrayın derim.

Epic Arts Café’de çalışan bazı insanları üstteki youtube klibinde izleyebilirsiniz. Bu güzel insanların dansı sizi, şarkının adı gibi “happy”, yani mutlu, edecek kesin. 😉

The ancient city of Angkor, Cambodia

Visiting the ancient city of Angkor felt like travelling back in time.

Comprising numerous impressive temples and stretching over 400 square kilometers, Angkor is believed to be the largest pre-industrial city in the world. Around thousand years ago, more than a million people might have lived here. (wikipedia.org)

Due to the heat and high humidity, we had to dismiss our idea to cycle through Angkor; and we took a tuk-tuk instead. Looking back, this was a great decision, as fellow travellers who decided to cycle only managed to see very little of this huge archeological site (which doesn’t have to be a bad thing, depending on what you want).
We had bought a Three-Day-Ticket, so we spent three days in Angkor. I can truly say that the beauty of Angkor is infinite; but getting closer to the end, I’ve started to understand what a Dutch fellow traveller, Axel, had meant with ‘temple-overdose’… 🙂

Photos cannot capture the mysterious beauty of Angkor, but I tried my best. (see below)

___________

Antik kent Angkor’u ziyaret etmek, zamanda geriye seyahat etmek gibi geldi bana.

Çok sayıda etkileyici tapınaklar içeren ve 400 kilometre kare bir alana uzanan Angkor’un, Sanayi Devriminden önce, dünyanın en büyük kenti olduğuna inanılıyor. Yaklaşık bin yıl önce, bir milyondan fazla kişi burada yaşamış olabilir. (wikipedia.org)

Sıcak hava ve yüksek nem nedeniyle, Angkor’u bisikletle değil Tuk-Tuk’la gezdik (üç tekerlekli araç). Geriye bakınca, bu çok iyi bir karardi, çünkü sohbet ettiğimiz bisikletle giden arkadaşlar bu büyük arkeolojik sitenin sadece çok azını görmeye başarmış (bu durum, isteğinize göre, kötü bir şey olmasada).
Giriş biletimizi üç günlük aldık ve dolayısıyla Angkor’da üç gün geçirdik. Angkor’un güzelliği sonsuz olduğunu söyleyebilirim gerçekten; ama sonuna yaklaşırken, Hollandalı bir arkadaşın sözlerini aklıma geldi: ‘Aşırı doz tapınak geçirdim’ demişti. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. 🙂

Angkor’un gizemli güzelliğini bir fotoğrafda yakalamak çok zor, ama elimden geleni yaptım. Bakın:

image

image
Angkor Wat, doubtlessly the most famous temple | en tanınmış tapınak

image

image

image
Ideal place for playing hide and seek | Saklambaç oyunu için ideal bir yer

image

image

image

image